Oca
29th

İkinci Vize Sınavım

Yazan: Cafer Kara
Evet sonunda bugün 2. vize sınavımızı olduk. Her ne kadar da heyecan yok desem az çok oluyor ya :) Kendime güvenim her zaman var, yapabilceğime güveniyorum ama yinede heyecan oluyor. Her neyse bir an önce sınav sonucumu büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum. Beklemede kalın :P  :D

Evet ilk vize sonucumu buradaki konumda açıklamıştım ve  sonunda bugün 2. vize sınavımızı olduk. Her ne kadar da heyecan yok desem az çok oluyor ya :) Kendime güvenim her zaman var, yapabilceğime güveniyorum ama yinede heyecan oluyor. Bu artık benim için kaçınılmaz.  Her neyse bir an önce sınav sonucumu büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum. Hadi bakalım : )

Bu Kategorideki Diger yazılar:


Oca
27th

Google Siyah Olsaydı

Yazan: Cafer Kara

Eğer google siyah olsaydı yılda 3000 Megawatt elektrik tasarrufu olacakmış.Beyaz olan bir ekran yaklaşık olarak 74 watt elektrik tüketiyormuş.
Siyah bir ekransa yaklaşık olarak 59 watt.Google, günde yaklaşık olarak 200 milyon ziyaretçi alıyor. Her ziyaretçinin ortalama 10 saniye arama süresi olsa; Google, günde 550.000 saat görüntüleniyor.
Eğer sayfa siyah olsaydı toplamda 15 watt’lık bir kazancımız olacaktı. bu da dünya çapında 8.3 megawatt/saat lik bir enerji kazanımı demekti ya da yılda 3000 megawatt/saat. Sitede yapılan birkaç kod değişikliği ile yılda 300.000$ lık enerji tasarrufu olurdu.

Eğer google siyah olsaydı yılda 3000 Megawatt elektrik tasarrufu olacakmış.Beyaz olan bir ekran yaklaşık olarak 74 watt elektrik tüketiyormuş.

Siyah bir ekransa yaklaşık olarak 59 watt.Google, günde yaklaşık olarak 200 milyon ziyaretçi alıyor. Her ziyaretçinin ortalama 10 saniye arama süresi olsa; Google, günde 550.000 saat görüntüleniyor.

(daha fazla…)

Bu Kategorideki Diger yazılar:


Oca
26th

Caferkara.Net Tasarımı Değişti

Yazan: Cafer Kara

Caferkara.net web siteme bugüne kadar 6 değişik şekilde tasarımla koydum. Ama sürekli yeni şeyler görünce kararsız kalıp değiştirmek istedim ve yine aynı durum oldu. Bugün yine değiştirdim :) Ama çok güzel durdu gerçekten sempatik oldu : )  Hadi bakalım sizde bakın nasıl olmuş?

www.caferkara.net

Bu Kategorideki Diger yazılar:


Oca
23rd

Kar

Yazan: Cafer Kara
Çok sayıda kar kristal çeşidi olmasına rağmen hepsi altı köşelidir. Kar tanelerinin kristal yapıları birbirinin tıpa tıp aynısı değildir. Mikroskopla büyütülen kar taneleri üzerinde yapılan araştırmalarda, kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlanmıştır. Kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan ABD’li Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında adeta büyülenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali fotoğrafı çekmiştir. Elde ettiği 6000 resim içinde kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlayamamıştır. Daha sonraları diğer bilim adamlarının sürdürdüğü çalışmalar neticesinde şimdiye kadar kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristal bile bulunamamıştır.
Çapları 2-4 mm, ağırlıkları ise yaklaşık 0,005 gram olan kar tanecikleri havanın gösterdiği direnç sebebiyle süzülerek (limit hızla) yere inerler. Bu inme sırasında tanecikler birbirlerini ittiklerinden yapışmazlar. Özelliklerini koruyarak yere inerler. Bunlar güneş ışığını tamamen yansıttıkları için beyaz olarak görülürler. Kar yağışı genellikle hava sıcaklığı -4 °C ilâ -20 °C arasındayken olur. Bu yağış, sıcaklık sıfırın altında birkaç derece olduğunda ağır, nemli, ebatları bir santimetreye ulaşan parçalar halinde gerçekleşir. “Lapa lapa kar yağması” tabiri bu durum için kullanılır. Atmosfer ile toprağın sıcaklıkları eşit olursa yüzeye ulaşan kar hemen erimez. Toprak sıcaklığı atmosfer sıcaklığının üzerinde ise, yere düşen kar kısa sürede erir.
Dünya üzerinde bir bölgede, kar yağışı olma ihtimali, o bölgenin ekvatordan uzaklık ve deniz seviyesinden yüksekliği ile doğru orantılıdır. Buna rağmen ılıman bölgelerin kara iklimi görülen kısımlarında, ekvatordan uzaklık ve denizden yükseklik şartları yeterli durumda olmasa bile, kar yağışı görülür. Yapılan araştırmalarda bütün yağışların altı veya sekizde birinin kar olarak gerçekleştiği anlaşılmıştır. Karın, tarım toprağını koruması ve nemli tutmasında önemi büyüktür. Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin ana kaynağıdır.
Kar, -8 °C’de, bitkilerin üzerinde ince bir hava tabakası bırakarak, bu bölgeyi 0 °C olacak şekilde örter. Kış boyunca toprak ve bitkileri donmaktan koruyan kar, ilkbaharda sıcaklığın artmasıyla eriyerek nehirlere ulaşır. Ayrıca kışın yağan ve dörtte üçü üst kısımlarda kalan kar, yaz kuraklığına karşı da toprağı ve bitkileri korumuş olur. Karda bulunan amonyak, kar erimesiyle birlikte toprakta kalır. Bu amonyak, azot bakterileri tarafından kalsiyum nitrat gibi azot tuzlarına çevrilerek bitkilerin azot ihtiyacını karşılar.

Çok sayıda kar kristal çeşidi olmasına rağmen hepsi altı köşelidir. Kar tanelerinin kristal yapıları birbirinin tıpa tıp aynısı değildir. Mikroskopla büyütülen kar taneleri üzerinde yapılan araştırmalarda, kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlanmıştır. Kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan ABD’li Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında adeta büyülenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali fotoğrafı çekmiştir. Elde ettiği 6000 resim içinde kristal yapıları birbirinin aynı olan iki kar tanesine rastlayamamıştır. Daha sonraları diğer bilim adamlarının sürdürdüğü çalışmalar neticesinde şimdiye kadar kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristal bile bulunamamıştır.

(daha fazla…)

Bu Kategorideki Diger yazılar:


Oca
21st

Alexa Sıralaması Neye Göre Yapılıyor?

Yazan: Cafer Kara
Alexa kimin?
Alexa kağıt üzerinde amazon.com şirketinin olarak gözüksede gerçekten en büyük hissadarı microsofttur. Microsoft kişisel mahremiyet verilerini topluyor söylemlerinden sıyrılmak için kendini arkaplanda tutar. Microsoftun işletim sistemini kullanan her bilgisayar bir nevi alexa veri toplama merkezidir desek abartmış olmayız.
Alexa iyi bişey midir?
Alexa olayı tıpkı bizim televizyonlardaki reyting ölçüm merkezi verileri gibidir. İnsanların eğilimlerini takip ederek popülerite kavramının belirlenmesinde rol oynar. Kimsenin izlemediği bir dizi filmin yayınlanmasının mantığı olmadığını nasıl ki tv yöneticilerine reyting ölçüm merkezi söylüyorsa internet sitesininde izlenme oranlarını işte alexa kısmende olsa belirtiyor.
Alexarank neye göre belirleniyor ?
Bu makalenin ilk parağrafındada belirtiğim gibi alexa çogu kişinin aklındaki gibi toplist mantığı ile çalışmaz.
Alexa kalite belirleme kuruluşu olduğu içinde kendine göre kalitenin bir kaç kriteri var.
Alexarank Kalite kriterleri nelerdir?
1- Visitor loyalty (Ziyaretçi Bağlılığı) : Alexa için en önemli kalite kriteri bu diyebiliriz. Yani bir web sitesini hep aynı ip adresleri ziyaret ediyorsa bu web sitesinin bir marka olma yönünde yol aldığının en belirğin örnegidir.
2- Visits duration (Ziyaretçilerin Sitede durma süresi) : Alexa için bir diger kalite faktörüde budur. Ziyaretçiler bir websitesinde ne kadar uzun süre kalıyorsa o sitenin içerigi kalitelidir ki insanlar siteyi hemen terk etmiyor.
En basitinden spam siteleri ziyaretçi 2 saniye ziyaret edip çıkıyor. Ziyaretçi kalma süreside kalite belirlemede faktördür.
3- Sayfa Görüntülenme faktörü: Bir websitesinin sayfaları ne kadar çok görüntüleniyorsa bu websitesi o derece kaliteli olmaya adaydır. Ziyaretçiler hemen terk etmeden ziyaretlerini sürdürüyor. Yine türk haber siteleri sürekli ******* kodunu gömerler sitelerine ki alexa da sayfa görüntülenme bonusu almak için (haberturk haber7 kaynak kodlarına bakarsanız görürsünüz **** ******* kodunu)
4- Tekil Hit faktörü: Kalite bazında belkide en az etken olan faktör budur. Çünkü spam basarsınız yada popup reklam verirsiniz hitiniz 1 günde 1 milyon olabilir ama bu sitenizin kaliteli site oldugunu göstermez.
Tekil hit grafiği sürekli takip ediliyor. Bir günlük hit patlaması sitenizi yerinden bile oynatmaz alexarank sıralamsında. Hitler haftalık aylık 3 aylık 6 aylık grafik ortamalası sonucu sitenizin rank degerine yansıyor.
5- Bookmarking (Doğrudan adres / Yer imi faktörü) : Domain adresini arama motorlarından degilde direk adres yazarak kaç kişinin geldiğinin veriside kalite için önemli bir faktördür. Facebook mesela alexa için kaliteli bir sitedir.
Arama motorlarından yazıp gelen kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Domainin bilinirlik yada markasal faktörüde denilebilir buna.
Alexa kalite ölçüm merkezidir. Sadece hit ölçmeye odaklı bir merkezi degildir.
Tüm bu kriterler gözönünde alındığında Türk ip adreslerinin Girdiği en markasal siteler bunlar olarak görüyor
Alexarank bana fayda sağlar mı?
Bu sorunun cevabı eger bir webmastersanız kesinlikle evettir.
Nasıl ki Tv reyting ölçüm şirketi izlenme ölçüm raporlarını satıyorsa Alexada arama motorlarına kalite sıralama sonuçlarını satıyor. Örnegin google şirketi alexa şirketinden aldığı nispeten kaliteli sitelerin üzerine daha çok örümcek gönderir.
Google amcanında tek derdi kaliteli siteleri sıralamada daha üste almak oldugu içinham siteler (yeni açılmış) yerine nispeten işlenmiş veri olan bu raporlardan faydalandığı bilinen bir gerçektir.
Doğruluğu tartışılır belki ama alexarankınız ne kadar iyiyse arama motorlarının gözündede siteniz o kadar kalitelidir.

Alexa Kimin?

Alexa kağıt üzerinde amazon.com şirketinin olarak gözüksede gerçekten en büyük hissadarı microsofttur. Microsoft kişisel mahremiyet verilerini topluyor söylemlerinden sıyrılmak için kendini arkaplanda tutar. Microsoftun işletim sistemini kullanan her bilgisayar bir nevi alexa veri toplama merkezidir desek abartmış olmayız.

Alexa İyi Bişey Midir?

Alexa olayı tıpkı bizim televizyonlardaki reyting ölçüm merkezi verileri gibidir. İnsanların eğilimlerini takip ederek popülerite kavramının belirlenmesinde rol oynar. Kimsenin izlemediği bir dizi filmin yayınlanmasının mantığı olmadığını nasıl ki tv yöneticilerine reyting ölçüm merkezi söylüyorsa internet sitesininde izlenme oranlarını işte alexa kısmende olsa belirtiyor.

(daha fazla…)

Bu Kategorideki Diger yazılar:


Oca
18th

Masa Tenisinin Tarihçesi

Yazan: Cafer Kara

Nispeten genç bir spor olmasına (tenisten daha yeni ve basketboldan biraz daha eski) rağmen, masa tenisinin kaynağı hiç bir zaman kesin olarak bilinmemektedir. .
Bu sporun salon tenisi adıyla bilinen en eski şekli 1880 li yıllarda Hindistan ve Güney Afrika’daki İngiliz ordu subayları tarafından oynanırdı. Puro kutularının kapaklarını raket, yuvarlatılmış şarap şişesi mantarlarını da top olarak kullanırlardı. File olarak da kitapları kullanıyorlardı.
1890 lı yıllarda İngiltere’de bu oyunun diğer versiyonları geliştirildi. Bunlar “whiff whaff” ve “gossima” gibi değişik isimlere sahiptiler ve Parker Brothers firması masaya kurulabilen portatif net, dışı file kaplı küçük bir top ve minyatür raketlerden oluşan salon tenisi kitleri satmaya başladı.
1900 yılında Amerika’yı zayaret eden İngiliz James Gibb, dönerken yanında bazı içi boş selüloid toplardan getirdi ve arkadaşlarıyla salon tenisini bu topları kullanarak oynamaya başladı. Gibb, topun rakete ve masaya çarptığı zaman çıkardığı sesi temsil eden “ping pong” ismini kulanmaya başladı.
Fakat 1901 yılında İngiliz spor ekipmanları üreticisi olan John Jacques “Ping Pong” ismini kendi adına tescil ettirdi ve bu ismin Amerika haklarını Parker Brothers firmasına sattı. Onlar da yeni kitlerini bu isimle çıkardılar.
Bir başka İngiliz, E. C. Goode, 1902 yılında tahta raketinin yüzeyini pürüzlü lastikle kaplayarak topa falso vermeyi başardı. Aynı yıl İngitere’de Ping Pong Federasyonu kuruldu fakat isim hakkının Parker Brothers firmasında olmasından ve dolayısıyla ekipmanların çok pahalıya çıkmasından dolayı 3 yıl sonra kapandı.
Buna rağmen diğer üreticilerin genel bir isim olan table tennis (masa tenisi) adı altında sattıkları ekipmanlarla bu spor İngiltere ve Avrupa’da sessizce yaygınlaştı. 1921 yılında İngiltere’de yeni bir masa tenisi federasyonu kuruldu. Peşinden de 1926 yılında İngiltere, İsveç, Macaristan, Hindistan, Danimarka, Almanya, Çekoslovakya, Avusturya ve Galler’in Berlin’de yaptıkları  toplantıda Fédération Internationale de Tennis de Table (International Table Tennis Federation – Uluslararası Masa Tenisi Federasyonu) kuruldu.
İlk dünya şampiyonası 1927 yılında Londra’da yapıldı. Bu yıldan 2. dünya savaşına kadar tüm şampiyonalar Macaristan’ın egemenliği altında geçti. Bu zamanların en iyi oyuncuları bayanlarda yedi dünya şampiyonası kazanan Macar Maria Mednyanszky ve beş defa dünya şampiyonu olan yine Macar Viktor Barna’ydı. Çekoslovakya ve Romanya’lı sporcular da bazı şampiyonaları kazandılar.
Amerika Ping Pong Federasyonu 1930 yılında kuruldu fakat sadece Parker Brothers firmasının ekipmanları kullanılabildiği için üye sayısı fazla olamadı. 1933 yılında iki rakip federasyon daha kuruldu. Bunlar U.S. Amatör Masa Tenisi Federasyonu ve Ulusal Masa Tenisi Federasyonuydu. Bu üç gurup 1935 yılında birleşerek U. S. Masa Tenisi Federayonu adını aldı. 1994 yılında da adını U.S.A. Table Tennis olarak değiştirdi.
İkinci dünya savaşından sonra bir süre daha orta Avrupalı oyuncuların egemenlikleri sürdü. 1953 yılından itibaren Asya’lı oyuncuların egemenliği başladı. Asya’lı yıldız oyuncuların aniden ortaya çıkmalarının bir sebebi Japon Horoi Satoh’ın 1952 yılında ilk defa kullandığı süngerli lastiklerin kullanılmaya başlamasıdır. Bu yeni malzeme oyunu hızlandırdı ve oyuncuların topa daha fazla falso vermelerine imkan sağladı.
Asya’lı oyuncular “Penholder tutuşu” adı verilen ve raket sapının başparmak ile işaret parmağı arasında tutulduğu bir tutuş şekli geliştirdiler.  Bu tutuş şeklinde her tür vuruş için raketin aynı yüzünü kullanıyordu (artık bu tutuş ile raketin her iki yüzünü de kullanan oyuncular vardır). Bu tutuş bugün bir çok üst seviye uluslararası oyuncu tarafından kullanılmaktadır.
1988 yılında masa tenisi erkek ve bayanlarda tekler ve çiftler müsabakalarını içeren olimpik bir spor haline geldi.

Nispeten genç bir spor olmasına (tenisten daha yeni ve basketboldan biraz daha eski) rağmen, masa tenisinin kaynağı hiç bir zaman kesin olarak bilinmemektedir. .

Bu sporun salon tenisi adıyla bilinen en eski şekli 1880 li yıllarda Hindistan ve Güney Afrika’daki İngiliz ordu subayları tarafından oynanırdı. Puro kutularının kapaklarını raket, yuvarlatılmış şarap şişesi mantarlarını da top olarak kullanırlardı. File olarak da kitapları kullanıyorlardı.

(daha fazla…)

Bu Kategorideki Diger yazılar: