14

Mart
2010

Pi Günü

Yazar: Cafer Kara  |  Kategori: Google  |  Yorum: Yok   |  

Google’nin 14 Mart Pi günü için yaptığı logo;

Pi Günü, ünlü matematik sabiti pi sayısı’nı kutlamak için oluşturulmuş bir gündür. Her yıl 14 Mart’ta kutlanır. (Amerikan tarih formatında 3/14 olarak göründüğü için)
Pi Günü Türkiye’de ilk kez 2007′de Manisa Odtü Ülkem Koleji’nde kutlanmıştır. 2010 yılında ise Atatürk Üniversitesinde kutlanmaktadır [kaynak belirtilmeli]. Pi sayısının önemi matematikte çok büyük yer tutmaktadır. Pi sayısı için en yaygın kullanılan yaklaşım 3,14 iken pi sayısının gerçek değeri 3,141592653589793238462643383… şeklinde devam etmektedir.
2010 yılında Atatürk Üniversitesi’nde Pi Günü Etkinlikleri “14 Mart” günü düzenlenecektir. Birçok etkinlik planlamasında bulunan Atatürk Üniversitesi Yetkilileri 3. Türkiye Pi Günü’ne özel “Geometri ve Matematik” yarışmaları düzenlenecektir

Pi Günü, ünlü matematik sabiti pi sayısı’nı kutlamak için oluşturulmuş bir gündür. Her yıl 14 Mart’ta kutlanır. (Amerikan tarih formatında 3/14 olarak göründüğü için)

Pi Günü Türkiye’de ilk kez 2007′de Manisa Odtü Ülkem Koleji’nde kutlanmıştır. 2010 yılında ise Atatürk Üniversitesinde kutlanmaktadır. Pi sayısının önemi matematikte çok büyük yer tutmaktadır. Pi sayısı için en yaygın kullanılan yaklaşım 3,14 iken pi sayısının gerçek değeri 3,141592653589793238462643383… şeklinde devam etmektedir.

Bu Kategorideki Diger yazılar:


13

Mart
2010

Bilgisayarlar Ve Göz Sağlığı

Yazar: Cafer Kara  |  Kategori: Genel Bilgi  |  Yorum: Yok   |  
21. yüzyılın en yaygın meslek hastalığı
“Bilgisayara Bakma Sendromu”
Yaklaşık 20-25 yıl önce bilgisayarların gelişimi iş yerlerinde bir devrim yarattı. Daha önce ofis işleri daktilo, dosyalama, okuma ve yazma gibi aktiviteler içeriyordu. Bu aktivitelerin her biri kısmen farklı vücut ve bakış pozisyonu gerektirir, bu da aktiviteler arası doğal bir ara verme yaratırdı. Bilgisayarlar bu işlemlerin hepsini biraraya topladı, bunları ekran karşısından kıpırdamadan yapılır hale getirerek kalite, üretim ve etkinliği artırdı. İş dışında da internet, vb amaçlı bilgisayar kullanımımız arttı. Bunun sonucunda 21. yüzyıl bir salgınla karşı karşıya kaldı: “Bilgisayara bakma sendromu”. Bilgisayar kullanıcıları olarak bu sendromun bir veya birkaç bulgusundan pek çoğumuz şikayetçiyizdir: Gözlerde ağrı, yorgunluk, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme. Bu sendromun gözlerle ilgili olmayan diğer belirtileri ise baş-boyun-omuz ve sırt ağrıları.
Bilgisayara bakma sendromunun en önemli nedeni göz kuruması
Bilgisayarla çalışma sonrasında gözlerde kuruluk ve buna bağlı yanma ile ağırlık hissi olur. Bilgisayar kullanıcısında, göz yüzeyindeki kuruluğu telafi etmek üzere refleks bir göz yaşarması da meydana gelebilir. Göz yüzeyinde kuru noktalar oluşmasının temel sebebi ekran karşısında göz kırpma hızımızın düşmesidir. Bunun yanısıra şu risk faktörleri de ekran karşısında gözlerimizin kurumasında rol oynar:
Ofis ortamı: Klimalar, kağıt tozu, lazer ve fotokopi tonerleri; ortamda kuruluk ve gözün korneasını (en öndeki saydam tabaka) rahatsız eden kimyasal dengesizlik yaratır.
Göz yüzeyindeki buharlaşma alanının artması: Kağıttan bir yazı okurken genellikle aşağı doğru bakarız. Göz kapaklarımız, göz yüzeyinin önemli bir bölümünü kapar ve göz yaşının buharlaşmasını engeller. Ekrandan bir yazı okurken ise genellikle ileri doğru bakarız. Bu da göz kapakları arasındaki aralığı genişletir. Böylece gözyaşı daha geniş bir alandan buharlaşır.
Cinsiyet: Kadınlarda göz kuruması şikayeti erkeklerden daha fazladır.
Yaşlanma: Yaşlandıkça gözyaşı üretimimiz azalır.
Kimi römatolojik hastalıklar
Kontakt lens kullanımı: Lens, kurudukça, göz kırpma sırasında üst göz kapağına yapışır ve rahatsız edici bir sürtünme hissi yaratır.
Kirpik diplerinde “blefarit” ismini verdiğimiz kepeklenme, kızarma
Göz kapaklarının iç kısmına makyaj malzemesi sürülmesi
Ekranın görüntü kalitesi, ışıklandırma ve yansımanın gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkileri
Bilgisayarın ekrandaki görüntüleri ne kadar iyi gösterdiği 3 şeye bağlıdır: Tazelenme (“refresh”), çözünürlük ve nokta yüksekliği (“dot pitch”). İdeal tazelenme hızı 70 Hz ve üstüdür. Çözünürlük ne kadar yüksekse o kadar iyidir. Nokta yüksekliğinin 0.28 mm veya altında olması tercih edilir.
Windows’da tazelenme hızı ve çözünürlüğü, Ekran Özellikleri’nde “ayarlar” kısmından değiştirebilirsiniz. Eğer farklı bir işletim sistemi kullanıyorsanız, yardım menüsüne veya monitörünüzün kullanım kılavuzuna başvurun. Nokta yüksekliği ise sabittir, ayarlanamaz.
Çevre aydınlatması (floresan, pencere, masa lambası, vb) fazla olmamalıdır. Yoksa ekrandaki karakterlerde yansıma ve parlamalar meydana gelir. Etraftaki ışıklandırma düzenlenemezse, parlama önleyici filtreler kullanılmalıdır. Ekran filtreleri görsel algılamayı artırıp, gözleri biraz olsun rahatlatabilirler.
CRT (“cathode ray tube”) monitörlerle LCD (“liquid crystal display”) monitörler karşılaştırıldığında ise; LCD monitörler göz sağlığı yönünden daha avantajlıdırlar. LCD teknolojisinin gelişimi, gözlerimizin daha az yorulmasını sağlıyor.
Bilgisayara bakma sendromundan korunma yolları
Çevre aydınlatması fazla olmasın
Ekran sizden 35-40 cm uzak olsun
Saatte en az 2 kez başınızı ekrandan kaldırıp, uzağa doğru bakın
Yılda 1 kez göz muayenesi olun
Suni gözyaşı damlası kullanın (göz doktorunuza sorun)
Ofisinizin havasını nemlendirin
Ekran filtresi kullanın
Gözlük kullanıyorsanız, camları antirefle özellikte olsun

21. yüzyılın en yaygın meslek hastalığı

“Bilgisayara Bakma Sendromu

Yaklaşık 20-25 yıl önce bilgisayarların gelişimi iş yerlerinde bir devrim yarattı. Daha önce ofis işleri daktilo, dosyalama, okuma ve yazma gibi aktiviteler içeriyordu. Bu aktivitelerin her biri kısmen farklı vücut ve bakış pozisyonu gerektirir, bu da aktiviteler arası doğal bir ara verme yaratırdı. Bilgisayarlar bu işlemlerin hepsini biraraya topladı, bunları ekran karşısından kıpırdamadan yapılır hale getirerek kalite, üretim ve etkinliği artırdı. İş dışında da internet, vb amaçlı bilgisayar kullanımımız arttı. Bunun sonucunda 21. yüzyıl bir salgınla karşı karşıya kaldı: “Bilgisayara bakma sendromu”. Bilgisayar kullanıcıları olarak bu sendromun bir veya birkaç bulgusundan pek çoğumuz şikayetçiyizdir: Gözlerde ağrı, yorgunluk, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme. Bu sendromun gözlerle ilgili olmayan diğer belirtileri ise baş-boyun-omuz ve sırt ağrıları.

Bu Kategorideki Diger yazılar:


5

Mart
2010

2010 Eurovision Şarkımız

Yazar: Cafer Kara  |  Kategori: Genel Bilgi  |  Yorum: 1  |  

2010 yılında ülkemizi Eurovision şarkı yarışmasında Manga temsil edicektir. Buradaki yazımda da belirttiğim gibi. İşte yarışmaya bu şarkı ile çıkacağız;

İngilizcesi:

Manga – We Could Be The Same
WE COULD BE THE SAME
You could be the on in my dreams
You could be much more than you seem
Anything I’ve wanted in life
Do you understand what I mean?
I can see that this could be hate
I can love you more than they hate
Doesn”t matter who they will blame
We can beatthem at their own game
I can see it in your eyes
I doesn’t come as’a suprise
I’ve seen you dancing like a star
No matter how different we are
For all this time
I’ve been loving you
Don’t even know your name
For just one night
No matter what they say
And feel I’m turning the page
And I feel the world is a stage
I don’t think the drama will stop
I don’t think they’ll give up the rage
But I know the world could be great
I can love you more then they will blame
Doesn’t matter who they will blame
We can beat them at their own game

Manga – We Could Be The Same

WE COULD BE THE SAME

You could be the on in my dreams

You could be much more than you seem

Anything I’ve wanted in life

Do you understand what I mean?

I can see that this could be hate

I can love you more than they hate

Doesn”t matter who they will blame

We can beatthem at their own game

I can see it in your eyes

I doesn’t come as’a suprise

I’ve seen you dancing like a star

No matter how different we are

For all this time

I’ve been loving you

Don’t even know your name

For just one night

No matter what they say

And feel I’m turning the page

And I feel the world is a stage

I don’t think the drama will stop

I don’t think they’ll give up the rage

But I know the world could be great

I can love you more then they will blame

Doesn’t matter who they will blame

We can beat them at their own game

___________________________________________________

Türkçesi:

Bu Kategorideki Diger yazılar:


4

Mart
2010

Antonio Vivaldi

Yazar: Cafer Kara  |  Kategori: Google  |  Yorum: Yok   |  

Google’nin Antonio Vivaldi için yaptığı logo;

Peki Antonio Vivaldi Kimdir?

Antonio Vivaldi (Venedik, 4 Mart 1678 – Viyana, 28 Temmuz 1741), İtalyan barok Klasik müzik bestecisi.
Beş yüzden fazla konçerto bestelemiştir ve konçertonun babası olarak anılır. En bilinen eseri, Dört Mevsim Konçertosu adlı eseridir.

Antonio Vivaldi (Venedik, 4 Mart 1678 – Viyana, 28 Temmuz 1741), İtalyan barok Klasik müzik bestecisi.

Beş yüzden fazla konçerto bestelemiştir ve konçertonun babası olarak anılır. En bilinen eseri, Dört Mevsim Konçertosu adlı eseridir.

Bu Kategorideki Diger yazılar:


3

Mart
2010

Aşk Nedir?

Yazar: Cafer Kara  |  Kategori: Romantik Anlar  |  Yorum: Yok   |  
Aşk / Love
Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz…
Aşk Nedir?
Aşk, Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde… Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan… Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki… Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki…
Aşk? Yanıtına sığındığımız bir soru daha.
Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.
Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.
Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “Aşk, nedir?” sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer’in “Aşkın Metafiziği”, Afşar Timuçin’in “Aşkın Diyalektiği”, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut’un “Sevginin Bilgeliği”, Herbert Marcuse’un “Eros ve Uygarlık”, Erich From’un “Sevme Sanatı”, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.
Bunların yanı sıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatrisiler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.
İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini… Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik… Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının…
Örneğin;
“Aşk, şiddettir.”
“Aşk, tutkudur.”
“Aşk, iradedir.”
“Aşk, iradesizliktir.”
“Aşk, uysallıktır.”
“Aşk, sahibine yaltaklanmaktır.”
“Aşk, kediliktir.”
“Aşk, ihanettir.”
“Aşk, köpekliktir.”
“Aşk, sadakattir.”
Tanımlarının her birinde gizlenen bireysel yaşantılar ve bunlara dayanan öznel anlamlandırmalar vardır. Ancak tanımın genelliğinden dolayı, bunları okuyanlar, bu tanımları verenlerin/yapanların bireyselliğini düşünmez bile… Oysa bu tanımlar, gerçekliğini esas olarak, tanımı yapanın, adına “aşk” dediği ilişkide bulur. Daha ötesinde değil… Acaba yaşanan gerçek bir aşk mıydı? Okuyan bilebilir mi ki bunu…
Aşk’ı varolana aşkın kılmaya çalışmanın anlamı da gereği de yoktur. Aşk metafizik bir şey olmadığı gibi, herhangi, sıradan denilebilecek bir şey de değildir.

Aşk / Love

Aşk cesaret ister, kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatın tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz ve elbette Aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz…

Aşk Nedir?

Aşk, Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde… Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan… Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki… Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki…

Bu Kategorideki Diger yazılar:


 Page 2 of 2 « 1  2 
Twitter Takip
Ziyaretçi Defteri |  Mail Sayfası

|||

Aktif Ziyaretçi: 349

Toplam Ziyaretçi:

  • Kategoriler

  • Takvim

    Mart 2010
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Şub   Nis »
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031  

© Tüm Hakları Saklıdır - Cafer Kara

alexa bilgilerim Website Detay Creative Commons v3 ile Lisanslanmıştır!